Mehmet Akpınar

Mehmet Akpınar

Mail: [email protected]

SAFIMIZ BELLİ OLSUN

SAFIMIZ BELLİ OLSUN

“Mesele ateşi söndürmeye gücümüzün yetip yetmemesi değil; hangi tarafta olduğumuzun belli olmasıdır.”

Rivayet edilir ki, Hz. İbrahim ateşe atıldığında küçücük bir karınca ağzına aldığı bir damla suyla ateşe doğru koşuyormuş…

O küçücük hâliyle, o koca ateşe su taşıyormuş…

Ona gülmüşler:

“Sen şu bir damla suyla bu koskoca ateşi mi söndüreceksin?”

Karıncanın cevabı, insanın dünyadaki duruşunu anlatacak kadar büyüktür:

“Belki söndüremem. Ama hiç olmazsa hangi tarafta olduğum belli olsun…”

İşte bütün mesele budur…

İnsan bazen dünyayı değiştiremez. Bir toplumu bir günde düzeltemez. Yılların yanlış alışkanlıklarını birkaç nasihatle ortadan kaldıramaz. Kibri, menfaati, haksızlığı, yalanı ve zulmü bir hamlede yok edemez…

Fakat insanın elinden alınamayacak bir şey vardır:

Safını seçmek…

Biz hangi taraftayız?

Ateşi büyütenlerin mi, ateşe bir damla da olsa su taşıyanların mı?

BİR TOPLUM NASIL DEĞİŞİR?

Toplumların bozulması da düzelmesi de bir günde olmaz…

Bir insan verdiği sözde durur; başka biri onu görür…

Bir insan randevusuna vaktinde gelir; başkaları utanıp saatine dikkat etmeye başlar…

Bir idareci adaletle davranır; çevresindekiler keyfî davranamayacaklarını öğrenir…

Bir esnaf harama el uzatmaz…

Bir öğretmen öğrencisine yalnızca ders değil, karakter öğretir…

Bir baba çocuğuna yalan söylemez…

Bir insan, kendisine kötülük yapılmasına rağmen hakkaniyetten ayrılmaz…

Ve böyle böyle bir ahlak meydana gelir.

Çünkü iyilik de kötülük gibi bulaşıcıdır.

Bu sebeple toplumu düzeltmek isteyen insanın ilk vazifesi bağırmak değil, yaşamaktır.

Doğruluğu anlatıyorsan doğru olacaksın…

Sözünde durmayı anlatıyorsan sözünde duracaksın…

Adaleti istiyorsan önce kendine karşı adil olacaksın…

Ahlaktan bahsediyorsan ahlakın yükünü önce kendi omzuna alacaksın…

Kur’an’ın ölçüsü açıktır:

“Siz insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?”
(Bakara, 44)

İşte dönüşüm burada başlar…

NEFSE VE KULA KULLUKTAN KURTULMAK

İnsanın en büyük esareti bazen zincirlerle olmaz…

Makamın kulu olur insan…

Paranın kulu olur…

Şöhretin, alkışın, kalabalıkların kulu olur…

Bazen de kendi nefsinin kulu olur.

İslam’ın insana yaptığı en büyük çağrı ise bütün bu sahte efendilerden kurtulup yalnızca Allah’a kul olmaktır.

Çünkü Allah’a gerçekten kul olan insan, kula kulluk etmez.

Makam karşısında eğilmez…

Menfaat uğruna hakikati satmaz…

Kalabalıkların alkışına göre yön değiştirmez…

Güçlünün karşısında susup zayıfın karşısında kabadayılaşmaz…

Tevhid yalnızca bir inanç cümlesi değildir; aynı zamanda bir şahsiyet ve hürriyet ilanıdır.

NİZAM-I ÂLEM ÖNCE İNSANDA BAŞLAR

Bizim medeniyetimiz “Nizam-ı Âlem” diye büyük bir idealden bahsetmiştir…

Fakat âlemin nizamını isteyen insan önce kendi dünyasına nizam vermelidir.

Adalet istiyorsak adil olacağız…

Merhamet istiyorsak merhametli olacağız…

Dürüst toplum istiyorsak dürüst yaşayacağız…

Güvenilir insan arıyorsak önce güvenilir olacağız…

Çünkü İslam’ın yeryüzüne hâkim olması yalnızca bir iktidar meselesi değildir.

Adaletin hâkim olmasıdır.

İyiliğin hâkim olmasıdır…

Emanetin ehline verilmesidir…

Yetimin hakkının korunmasıdır…

Güçlünün hukukunun olduğu kadar zayıfın hukukunun da korunmasıdır…

İnsanın insana kul olmadığı bir düzenin kurulmasıdır.

Kur’an bunun için bizi sadece iyi olmaya değil, iyiliği çoğaltmaya çağırır:

“Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun.”
(Âl-i İmrân, 104)

Öyleyse kenarda duramayız…

BİZİM VAZİFEMİZ NETİCE DEĞİL, GAYRETTİR

Belki bir ömür uğraşacağız ve hayal ettiğimiz toplumun tamamını göremeyeceğiz…

Ne çıkar?

Bir insanın kalbine dokunduysak…

Bir genci kötülükten çevirdiysek…

Bir haksızlığın önüne geçtiysek…

Bir insana doğruluğun hâlâ mümkün olduğunu gösterdiysek…

Bir makam sahibine makamın saltanat değil emanet olduğunu hatırlattıysak…

Bir damla su taşımışız demektir.

Bazen insanın imtihanı ateşi söndürmek değildir.

Ateş karşısında nerede durduğunu göstermektir.

Onun için yorulsak da yürüyeceğiz…

Yanlış çoğalsa da doğruyu söyleyeceğiz…

Menfaat büyüse de hakkı savunacağız…

Nefis çağırsa da Allah’a kulluğu tercih edeceğiz…

Kötülük örgütlense de iyiliği örgütleyeceğiz…

Belki ateşi tek başımıza söndüremeyeceğiz.

Ama o küçük karınca gibi ağzımızdaki bir damla suyu taşımaktan vazgeçmeyeceğiz.

Çünkü günün sonunda bize sorulacak olan yalnızca ne kadar başarılı olduğumuz değildir.

Nerede durduğumuzdur…

Ateşin yanında mıydık?

Suyu taşıyanların yanında mı?

Bizim duamız da gayretimiz de budur:

Safımız belli olsun…
Yolumuz belli olsun…
Ömrümüz iyiliğe şahit olsun…

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar