İlhan Gökalp Durmuş

İlhan Gökalp Durmuş

Mail: [email protected]

MAZLUM İŞ BAŞINDA…

MAZLUM İŞ BAŞINDA…

 

Efendim, yine epeyce bir şey anlatacağım…

Öncesinde bir teşekkür borcum var.

Geçtiğimiz günlerde doğum günümü kutlayan; özel hayatımdan meslek hayatıma kadar Allah’ın karşıma çıkardığı siyasi, bürokrat ve iş dünyasındaki bütün dostlarıma teşekkür ediyorum.

Sağ olsunlar, var olsunlar…

Ancak benim ikinci doğum günüm 6 Şubat’tır.

Bunu da hepiniz bilirsiniz…

ADAM OLMAK!

Rutkay Aziz’in şu sözlerini çok severim:

Ne zaman adam gibi adam oluyor insan?

Çok gezdiğinde mi?

Çok gördüğünde mi?

Çok bildiğinde mi?

Çok ünlü, çok zengin olduğunda mı?

Çok sevildiğinde mi?

Yoksa bunların hepsi bir kenara;

Adam gibi sevdiğinde mi?

Kendimi bildim bileli gözlemlemeyi sevdim…

Analiz etmeyi, eleştirmeyi ve bir şeyleri yoluna koyabilmek için mücadele vermeyi hep sevdim.

Yıllar boyunca da bazı konularda haklı çıktım.

Birine ya da bir olaya kanım kaynamadıysa hislerim beni pek yanıltmadı.

Bir şeyi ısrarla istediysem ve;

“Doğrusu bu olmalı.”

dediysem yine çoğu kez yanılmadım.

ŞEFKAT!

Çok değil, bundan birkaç yıl önce…

Depremin ardından yapılan ilk toplantılardan birinde bir tespitte bulunmuştum.

Hatta bu tespitim, Tuba Vekilden gelen ağır bir mesajın tarafıma iletilmesine kadar uzanmıştı.

Bugün ise o gün söylediğim sözlerin haklılığını sessiz sedasız izliyorum.

Çünkü artık onlar da aynı şeyleri anlatmaya başladı…

Demiştim ki:

Betonlar inşa edilir…

Yollar yapılır…

Binalar yükselir…

Ama insanlarımızın şefkate ihtiyacı var.

İnsanımız sizleri devlet erkânı olarak görüyor.

Devletin baba yüzü binaları yükseltirken, bu şehrin ana şefkatine de ihtiyacı var.

Bugünlerde hep bir ağızdan şunu söylüyorlar:

“Şehrimizde binaların yapımı ve toparlanma süreci bitmek üzere. Şimdi insanların moralini ve motivasyonunu ayağa kaldırmamız gerekiyor.”

Eee…

BEN BUNU DEMİŞTİM!

Çıkın sokaklara ve insanlara sorun bakalım…

İnşaatların oluşturduğu sıkıntı ve stres devam ederken insanların düzenlenen etkinliklerde nasıl mutlu olduğunu, nasıl gülümsediğini ve yeniden nasıl moral bulduğunu bir de onlardan dinleyin.

Ağustos Fuarı bu işin başını çekti.

Ardından Kültür Yolu Festivali geldi.

Arada insana manevi huzur veren Mukaddes Emanetler Sergisi…

EXPO’daki etkinlikler ve konserler…

İlçelerde düzenlenen programlar…

Kitap Fuarı…

Şiir ve edebiyat etkinlikleri…

Çocuklarımız için gerçekleştirilen organizasyonlar…

Bütün bunlar bu şehrin yalnızca eğlenmesini sağlamadı.

İnsanların yüzüne yeniden bir tebessüm yerleştirdi.

Şimdi soruyorum:

Nasılmış?

İlhan haklı mıymış?

O günlerde ağır bir mesaj gönderen Tuba Vekil bile dün Kültür Yolu Festivali için gelen misafirlerimize Maraş’a özgü kıyafetleri tek tek anlatıyor, o elbiseler için yaptıkları çalışmalardan bahsediyordu.

Artık onlar da insanımızın moralini inşa etmekten söz ediyor.

ALLAH’A ÇOK ŞÜKÜR…

BENİ HAKLI OLARAK RIZIKLANDIRDI.

GELELİM BİR DİĞER YANIMIZA…

Bazı şeyler bizde geç oluyor.

Güç oluyor.

Ama sonunda söke söke de olsa alıyoruz!

Stadyumu söke söke aldık…

Kültür Yolu Festivali’ni söke söke aldık…

Hastane yatırımlarını söke söke aldık…

Okulları ve kamu yatırımlarını söke söke aldık…

Eee, şimdi sırada ne var?

Havalimanı…

Şehir yolları…

Hızlı tren…

Ilıca yolu…

Ve çözüm bekleyen daha onlarca meselemiz var.

Onları da söke söke almamız gerekiyor.

Haydi biraz daha gayret!

Geç oluyor, güç oluyor ama Kahramanmaraşlı inatçıdır abiler, ablalar…

Gelin, şu işleri hep birlikte çözelim.

BİRBİRİMİZİ YETERİNCE YIPRATMADIK MI?

Neymiş efendim…

Biri diğerinden daha başarılıymış.

Birinin kaşı, gözü diğerinden güzelmiş.

Birinin ekmeği küçükmüş, diğerinin pırlantası büyükmüş…

İyi de aynı gemideyiz yahu!

Geminin adı;

KAHRAMANMARAŞ!

Hep söylediğim gibi:

BAŞKA KAHRAMANMARAŞ YOK!

MAZLUM İŞ BAŞINDA…

Kundura eskitmeyi…

Arabasının yakıtını bile başkalarına aldırmayı…

Etrafında dolaşıp sürekli kendisini öven yağcılara kıymet vermeyi siyaset sanan Mazlum…

Gözünü şimdi de milletvekilliğine dikmiş.

Ol Mazlum, ol…

Vekil de ol!

Ama her şeyden önce insan ol.

Makamdan önce vefalı ol.

Siyasetten önce;

ADAM OL!

 

MEHMET AKPINAR ÖN YARGILARIMI PARÇALADI

Süleyman Demirel;

“Siyasette barışmayı bilmeyen, siyaset yapmasın.”

der.

Ben bu sözü kendime de uyarladım.

Eğer yerel dinamiklerin içindeyseniz ve gazetecilik yapıyorsanız şehir için bazen dargın, bazen barışık olmayı; fakat her durumda konuşabilmeyi bilmelisiniz.

Çünkü dedim ya…

Aynı gemidesiniz.

Benim nazarımda sürekli olur olmaz her şeyi eleştirerek daha fazla erişim elde etmek uğruna sosyal medya denilen dünya vitrininde kendi memleketini kötüleyenlerden olmamak gerekiyor.

Benim yöntemim bellidir.

Bir kere denerim…

İki kere denerim…

Üç kere denerim…

Sorunun çözülmesi için elimden geleni yaparım.

Çözüldüyse teşekkür ederim.

Çözülmediyse kamuoyuna yansıtırım.

Bizim Mehmet Akpınar’la olan muhabbetimiz de biraz böyleydi.

Bazen küs, bazen barışık…

Ama Allah için kalemini ve yazılarını severim.

Dedim ya, doğum günümdü…

Ben de kendimi o gün işe adamıştım.

Bütün gün iş peşinde koştum.

Derken Başkan aradı:

“Haydi gel, Bertiz’e gidelim.”

dedi.

Oysa sabah kahvesi içecektik.

Ankara’dan gelmişti ve sözünü tutamamıştı.

Yorgunluktan uyuyakalmıştı ama tutamadığı söz içine dert olmuştu.

Bindik arabaya…

Jet hızıyla Bertiz’in Baydemirli Mahallesi’ne gittik.

Bir başım döndü ki o hızdan…

Kendime gelmem epey zaman aldı.

Bir baktım ki oradaki insanlar Halil İbrahim sofrası açmış.

Üzerine bir de muhabbetlerini ikram etmişler.

Başkan beni yanına oturttu.

Dinliyorum…

Garip şekilde yanımda oturan adam, başkan unvanını bir kenara bıraktı ve bildiğin normal bir insana dönüştü.

Espriler…

Hikâyeler…

Muhabbet…

Aktı gitti.

Vatandaş bir şey talep etmedi mi?

Etti!

Bir bir anlattılar.

Notlar alındı.

Ardından yeniden Maraş’a döndük.

Benim için oldukça farklı bir doğum günü deneyimi oldu.

Çünkü yemekte bizim açık ekmek var ya…

Ondan getirmişlerdi.

Ben ona çocukluğumdan beri “cici ekmek” derim.

İnsan yüz yaşına da gelse çocukluğunu kaybetmemeli abi…

Velhasıl, Mehmet Başkan’dan Allah razı olsun.

Bu, kendisini bir daha eleştirmeyeceğim anlamına gelmez.

İleride biz yine küsebiliriz.

Yine tartışabiliriz.

Ama insanlığımızı yitirmeden…

Muhabbeti kaybetmeden…

ADAM GİBİ KAVGALAR EDEREK!

 

TİYATRAL SAHNE OLMAYAN HER ORTAMA VARIM!

Kameranın ve kaydın olmadığı her samimi ortamda bulunmayı tercih ederim.

Diğer siyasetçilerimizle de maskelerin olmadığı gezilere çıkmak isterim.

Bulgur aşına ekmeği bana bana yemek isterim.

Hazırlanmış cümleleri değil, içten gelen sözleri dinlemek isterim.

Çünkü ben gazeteciden önce insanım.

İnsan kalmaya da ant içtim.

Hele ki depremden sonra memleketimin yeniden ayağa kalkma mücadelesine katkı sunmaya ant içtim.

Siz sayın ki yüz yıl önce verdiğimiz mücadeleyle bugün verdiğimiz mücadele aynıdır…

Çünkü mesele yalnızca binaları ayağa kaldırmak değildir.

Mesele bir şehri;

İnsanıyla…

Hafızasıyla…

Kültürüyle…

Umuduyla yeniden ayağa kaldırmaktır.

BAŞKA KAHRAMANMARAŞ YOK!

YASAL VE EDİTORYAL NOT

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26’ncı maddesi:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.”

Bu köşe yazısı; yazarın kişisel gözlemlerini, kanaatlerini ve eleştirilerini içermektedir. Herhangi bir kişi ya da kuruma hakaret veya suç isnadı amacı taşımamaktadır. Cevap ve düzeltme hakkına saygı duyulur.

ÖNCE İNSAN,

ÖNCE SAYGI

İlhan Gökalp Durmuş

 

 

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar